Archive for December, 2011

saklı cennete bilet

December 30, 2011

Gözlerimi kapadı, şimdi derin derin nefes alma vakti olduğunu söyledi. Gözlerimi araladığımda kumanda ile ışığı ayarlıyordu, söz verdim bir daha açmayacağıma ve minik tıkırtılar çevremde artmaya devam etti. Heyecanlandıkça kendimle mücadele etmekte zorlanıyordum. Bir anda Sir Edward Elgar’ ın parmakları piano üzerinde dans etmeye başladı; Five Piano Improvisations (1993 Digital Remaster): No. 3 kulaklarıma çalınmaya başlamıştı. Ve yıllar evvel gittiğimizden bu yana hiç yapmadığımız vals’ e kaldırdı beni..Gözlerimi hafif araladığımda salon oldukça değişmişti. Vals , romans her şey başımı döndürmüştü.

Sonra oturduk, şaraplarımız kadehlerdeydi

& bir anda neyzenin derin nefesi yüreğime kadar işledi. Neyzen ney ile bütünleşirken; sevgilim de kulağıma eğilerek anlatmaya başladı hikayeyi… Kulak ver, sen de katıl!

bir zamanlar bir şah varmış, hırçın-kanaatsiz ve acımasız. Herkes ve her şey onun olsun ister, ne hırsını ne kendini doyuramazmış. Birinin hayatı güzel ise güzelliğin elindekinden kaynaklandığını zanneder, hemen gasp edermiş. Ama o güzelliğin tadını hiç anlayamaz, hep başkalarında gözü kalırmış. Günün birinde bir avcıya rastlamış, korkusuz, cesur ve güçlü ama hiç konuşmazmış. Avcıya hayran olmuş. Avcıya neden az konuştuğunu her sorduğunda, tek yanıt alırmış; ‘açtıkça lafını, kaçırırsın ayrıntıyı” dermiş.

Şah’ın içindeki doyumsuzluk herkes tarafından bilinirmiş, avcı hariç. Şah’ın kötü namı herkes tarafından öğrenilmiş, avcı hariç. Şah’ın kötü nefesini herkes duymuş, avcı hariç…

Bir gün avlanırken Şah ile avcı, yaralanıvermiş Şah birden. avcı sırtlamış Şah’ı evine getirip, su içirmiş elinden. Şah uzanmış tam uyumak üzereyken, avcı’nın eşi avludan süzülüvermiş…

Şah’ın içindeki doyumsuzluk herkes tarafından bilinirmiş, avcı hariç. Şah’ın kotu namı herkes tarafından öğrenilmiş, avcı hariç. Şah’ın kötü nefesini herkes duymuş, avcı hariç…

Rüzgarlar esmiş en serininden, şah’ın yüreği titremiş derinden, mis kokusunu çekerken içine güzel eş’in, avcı ile göz göze gelmiş, Şah birden…

Avcı; evim, misafirim, hepimizin Şah’ı dememiş kovmuş Şah’ı önünden.

Yaralı Şah, büyük hınç ile çekmiş kılıcı kınından, sürmüş boynuna inceden.

Eş, sessiz gücü ile çıkmış öne ve konuşmuş içten.

Adım; Eş.

Sevmek sevilmek tek bildiğim; iş.

Bir Avcı bildim-bilirim,

                                                   de ki dünyalara değiş, değişmem.

Beni alsan ne, almasan ne Şah’ım.

Avcı,

                 öptüğünde bu dudak, dokunduğunda bu ten gerçek…

Senin öptüğün olsa olsa kefen, o da atlastan olsa ne, olmasa ne Şah’ım.

 

Şah, düşünmüş; hepsi gerçek…Önceden, aldığı eş’ler bundan daha da gerçek….Avcı’ dan dilemiş özür, bir daha kimsenin kapısını zorlamamış, muzur…

_uyku_suz_zzzzzzzz

December 27, 2011

01:25- Ellerim bile öyle çok üşümüş olacak ki yorganın içine iyice gömülerek uykuya geçmeyi hedefliyorum. Olmuyor. Göz kapaklarım kapalı, derin nefesleri dinliyorum, ritüelle geçiş ise talebi, ona da eyvallah!

01:32- Uyumak istiyorum.

01:42- Yok, hala uyuyamıyorum.Yorganın altın gömüldükçe daha çok üşüyorum.

01:58- Bu saatte bu kadar araç geçmesi normal mi?

02:07- Ona sarılsam?Isıtır mı?

02:08- Ona yaklaşıyorum.

02:09- Gözlerim kapalı.Uyumam lazım, uykusunu açmamalıyım.

02:09- “Neden uyuyamadın, hala? Gel, yaklaş bana!”

02:09- Bir Saint Bernard edasıyla (!) ona yaklaşıyorum. Isınıyorum. Göz kapaklarım ağırlaşıyor.

……….- zzzzzzzzzz

06:38- Tıpır tıpır bir ses… Bu çıplak ayak ile koşma sesine hastayım.Yanımıza yatıyor. “şşşşşt, benim uykum kaçtı!”

bir kaptan-bir tekne-bin veda-1.bölüm

December 25, 2011

Kusursuz maviliğin ortasında tüm kusurlarıyla deli deli esen rüzgarda batmamaya çalışan bu salaş tekne, akış yapıyordu…

Kaptan, güverteye çıktı ve sanki her şey elindeki sihirli bir asa ile değişecekmişçesine, hevesle gülümsedi. Kendinden emin, mağrur. Sonra tepesindeki beyaz buluta selam verdi… Bulutların işaret verdiğine inanan kaptan, sessizce tepesindeki bulutu seyre daldı. Acaba neye benziyordu? Bugün ona ne getirecekti? Ayşe’ yi? Ayşe, gelemezdi, kimse getiremezdi, çünkü O kendi gitmişti.

Bir dalga-bir rüzgar-bir kaptan ve bir bulut.bu dörtlü bugün tüm kozlarını paylaşacak gibiydi.

Göz çevresi sürekli göğü izlemekten olsa gerek kırış kırış, yer yer farklı renklerin hâkim olduğu bir alandı.Tek bir karede göz çevresini incelemek istesen; bu alanda, bir ada-bir kadın-bir tekne ve bir diğer kadını görebilirdin…

Bulut, büyük bir ustalıkla rüzgârın yönünü, hızını anlattı, kaptana. Derken, bir şey oluverdi ve V seklinde göçmen kuşlar üzerinden akıverdi. bir şey olmuştu. Olması gereken, nefesini tuttu. Gözlerini kapadı. Hayallerin artık yeri yoktu. Bugün kapta son yolculuğundaydı. Düşündü, gülüşünü; bir yerlerde gülüyordu, bir diğeri onun yanındaki onun gülüşünün esiri, o da onu izledikçe sevinçten coşuyordu.

Artık hikâye başlamıştı ya da küllenen hikaye sonsuza dek kapanmak üzere bu denize gömülecekti.

 

Winterreise -Kış Yolculuğu /Franz Schubert

December 20, 2011

Özlediğimiz kar havasını dün akşam bir kaçamak yaparak Franz Schubert ile çıktığımız op.89 Winterreise –Kış Yolculuğu ile gidermeye çalıştık.

Operet Sahnesinde ilk lied akşamımız, harikaydı. Bariton Altuğ Dilmaç‘ a piyanoda Aylin Özuğur eşlik ediyordu ve Erstarrung (Uyuşukluk) ile Gefrorne Tränen (Donmuş Gözyaşları) kelimelerin ifade etmekte zorlanacağı duygular yaşattı. Muhakkak, bir ruh gezginiyle bu yolculuğa çıkılması ve piyanonun bir kış rüzgarı gibi önüne katıp sürüklemesine izin verilmesi gerekiyor. Ancak, baştan ifade etmem gerekir ki, çok hüzünlü bir yolculuk. Donmuş kalmış hayallerin, yaprakları-çiçekleri çoktan dökülmüş, donuk umutların arasında içinize işleyen lied’ler eşliğinde ruhunuzu dans ettiriyorsunuz.

Yanaklarımdan sessizce süzülen gözyaşlarım bu dansa coşkuyla katıldı,belirtmem gerekiyor.